
‘Güzellik gelip geçicidir, önemli olan insanın iç güzelliğidir. ’
Evet bu cümle; günümüzde görsellik hakkında yorum yapan herkesin diline sakız olmuş; bir klasik haline gelmiş olan, çoğumuzun bazen istemeden de olsa karşımızdaki insana söylediği bir cümledir. Şimdi; gelin biraz düşünelim güzellik nedir, bunun bir kıstası var mıdır diye. Hayatımıza kattığı değerler nelerdir, ya da bizden neler götürür? Tarihe bir göz atalım:
Efsaneye göre dalgaların köpüğünden doğan Aphrodite bastığı yerlerde renk renk güzel kokulu çiçekler açtıran ve göz kamaştıran bir güzelliğe sahip olan güzellik tanrıçasıdır.
Bir ilk bahar sabahı, Kıbrıs adası kıyılarında kıpırtısız olan deniz birden bire köpüklü beyaz bir dalga ile hareketlenmiştir. Bu dalga ile birlikte bir sedef kabuğu kıyıya vurmuştur ve sedefin kapağı açıldığında içinden güzeller güzeli Aphrodite çıkmıştır beraberinde aşk tanrısı olan oğlu Eros’la birlikte. Zaman tanrıçaları olan Hora’lar onları karşılayıp önce Aphrodite'i güzelce yıkayıp vücudundaki tuzlu deniz suyunu temizlemiş; uzun saçlarını örüp başını altın bir taçla süslemişlerdir. Üzerine tülden süslü elbiseler giydirip, boynuna kıvılcımlar saçan kolyeler takıp daha sonra onu ve oğlunu alıp Olympos'a çıkarmışlardır. Olympos’taki tanrılar bu güzeli görünce hayranlıklarını gizleyememişlerdir. O günden sonra Aphrodite güzellik ve aşk tanrıçası olarak Olympos’ta diğer tanrı ve tanrıçalarla birlikte yaşamaya başlamıştır. Gördüğümüz gibi bir güzellik tanrıçası bile diğerlerinin karşısına sunulurken nedense süslendiriliyor, saçları taranıyor, tüllü elbiseler giydiriliyor. İşte bu biraz soru işareti uyandırıyor bende daha tarihin başında. Zaten güzel olan Afrodit daha da güzelleştiriliyor.
Güzel olmayan kadınların tek çabası da bu. Yani olduğundan farklı görünmek. Peki bunun sebebi nedir? Yani hayatımızın gidişatı, kaderimiz buna mı bağlıdır?Ne yazık ki evet, her şey görsellik üzerine kurulu günümüz hayatında. Pazarlama taktiklerine bir bakın, her gün yeni bir şeyler çıkıyor piyasaya; botox, detox, çeşitli kozmetik ürünleri ve daha bir çok keşif. Kadınların en büyük zaafı dış görünüşleridir. Sürekli rejim yapmalarından, alışverişe çıktıkları zaman saatlerce aynı kabinde vakit geçirmelerinden anlayabiliyoruz bunu. Sebebine gelince bu da bir nevi pazarlama taktiği, her insan kendisini pazarlamaz mı dış dünyaya karşı?Çoğu kadın da kendisi için değil, etrafındakiler için süslenir.
İş hayatımızda, aşk hayatımızda her daim bakımlı ve güzel görünmeliyiz ki, bizden daha güzeli kocamızı kapmasın, bizden daha güzeli üstlerimizi kandırıp işimizi elimizden almasın diye öyle değil mi?Küçük yaşta başlar karşı cinse olan sempatimiz. İlkokulda annemize saçlarımızı ördürürken şekil değiştirmeyle başlar bu güzelleşme sendromu, ergenlik çağında topuklu ayakkabıların kalçalarımızı daha güzel gösterdiğinin keşfiyle devam eder; makyaj malzemeleri ve kısalan etek boylarıyla bizler artık dişiliğe biraz daha yakınlaşmış sayılırız. Hedefimiz bellidir; güzel kızlar her zaman hocaların gözbebeği olur, güzel kızlar her zaman çıkma teklifi alır; onlar baloya okulun en popüler çocuklarıyla katılır, onlara çiçekler gelir, hediyeler gelir, hatta ve hatta evlenme teklifi bile gelir. Bunlar bilinen şeylerdir tabi. Şu ‘Beni baştan yarat’ programlarına katılan kadınlara acıyorum, çünkü hayatlarında bir defaya mahsus olmak üzere o duyguyu yaşıyorlar ve devamı ne yazık ki gelmiyor. Rüya sona erdiğinde ömürlerinin geri kalanına külkedisi misali devam ediyor hepsi. Fotoğraflarda bir anı olarak kalıyor o güzel görüntü.
Tüm erkekler bilir kadınların güzel olma avantajını bir silaha döndürebildiğini. Mermiler eksildiğinde büyük bir panik içine girer, yine de savaşa devam ederiz sanki her daim öyle kalabilecekmişiz gibi…Ha bir de ‘Tüm kadınlar çiçektir. ’ lafı vardır duyduğumda çok güldüğüm. Tabii ki tüm kadınlara narin bir çiçekmiş gibi davranılmalı, öyle olsa hiç de fena olmaz ama ne yazık ki gerçek öyle değil. Gayet çirkin kadınlar var dünyada, dürüst olalım, herkes güzel olmak zorunda değil, herkes manken gibi incecik olmak zorunda da değil. Ünlülerin doğal hallerini, çirkin çıktıkları resimleri gördüğümüz zaman seviniriz değil mi?’Ay o kadar makyajı bana yapsalar ben de öyle güzel görünürüm. ’deriz hep. Hangi ortamda olursak olalım çirkin kadınları gördüğümüzde içimize bir rahatlama duygusu gelip çöreklenir. Ama onları hafife almamayı öğrenmemiz gerekir çünkü bu tip kadınlar iş hayatında her zaman daha başarılı olurlar. Güzel olmamanın eksikliği hissedilmesin diye kendisini işlerine verip daha çok çalışan, daha çok üreten bir çok başarılı kadın hikayesi vardır dergilerde…
Bu yazı nereye varacak diye merak ettiniz şimdi değil mi? Güzellik görecelidir; göze batacak kadar çirkin değilseniz sorun yok demektir; ne de olsa birkaç fırça darbesiyle kendimizi daha iyi hissedebiliriz. Ama bu bir kandırış olur, hem kendimize hem de başkalarına karşı. Bazen bir gülüş, bir bakış ya da bir anlık duruş bizi olduğumuzdan daha güzel gösterebilir. Hayata güzel bakmaktır önemli olan, güzellik değil. Neyi nasıl görmek istersek o amaçla bakarız ve öyle görürüz. Dışarıdan görünen güzel yüzlerin bir gün geldiğinde bizi elem ve kedere boğduğunu asla unutmamalı, (hepimizin hayatında olmuştur güvendiğimiz birisi tarafından hayal kırıklığına uğratılmak) onlara aldanmamalıyız; metnin başında ki ilk cümleye, hani o klasik dediğimiz cümleye dönüp bir kez daha düşünmeliyiz. İç güzellik hayatta güvenebileceğimiz tek güzelliktir. Dış bizi aldatır, yanıltır…Hadi gelin karşımızdakilerin kaşına, gözüne, kıyafetine bakmadan bir 24 saat geçirelim bugün. Neler anlatıyor, gerçekten dinleyelim, sözcüklerin yarısını dış görünüşe dalarak kaçırmayalım ve insanları daha yakından tanıyalım. Bakalım neler olacak?
By Tuana62



